Felsefe Psikoloji Sosyoloji Yaşam

İnsan Doğası Gerçekten Bencil ve Saldırgan mıdır?

İnsan Doğasının Karanlık Tarafı

İnsan doğası hakkındaki karamsarlık geçmişten günümüze kadar yaygın bir şekilde kabul edilen bir görüş açısıdır.Bu görüş açısı dinsel, felsefi, bilimsel ve edebi birçok farklı anlatımda yer bulur. Geleneksel Yahudi-Hıristiyan öğretileri, ilk günah fikrini ve insanların kötülüğe eğilimini vurgulamıştır.

Örneğin Augustinus, erkekleri ve kadınları, doğal hallerinde egoistik, tensel arzularını tatmin yolu arayan, bu yüzden de Tanrı’nın emirlerine karşı gelmeyi özgürce seçen varlıklar olarak betimlemişti. Aquinas, insan doğasını zayıf ve kötücül bulmuştur. İnsan doğası özellikle “nefsanî” idi, yani erdeme olan doğal eğilimin hedefe ulaşmasını engelleyen aşırı iştah ve arzuyla doluydu.

Düşmüş doğamızın belki en güçlü ve aynı zamanda en etkili ifadesi Kalvenizmin dinsel Ortodoksluğunda bulunur. 1640’larda, John Cotton, New England Primer’ın parçası olarak çocukların kuşaktan kuşağa okudukları bir ilmihal yazdı.

Çocuklar bu kitapta, annelerinin kendilerine günah sayılan bir eylemle gebe kaldıklarını ve kötülük içinde doğduklarını, bozulmuş doğalarının kendilerini cezası ebedi lanet olan Tanrı’nın emirlerine karşı gelmeye yönelttiğini öğrendiler. Gerçekten de Cotton’a göre insan doğası öylesine inatçıydı ki, asi çocuklara ölüm cezası verilmeliydi.

Filozoflar arasında insan doğası üzerine benzer bir görüş Thomas Hobbes’da vardır.

Hobbes, doğal bir durumda, insanların öz olarak anti sosyal olduğu kanısındaydı. Doğal durum, herkesin herkese karşı savaşıydı. Bu sonuç, Hobbes’un insanlara ilişkin görüşünden ortaya çıktı. İnsanlar, ona göre, özünde ve tam anlamıyla benmerkezciydiler; haz almak için temel zevkler ya da kişisel ün peşinde koşan varlıklardı. Hobbes, insanlarda, birbirlerine zarar vermek için doğal bir eğilim gördü.

Yüzyıllar önce Platon, insan doğasının güvenirliği konusunda kuşkularını belirtti.

Platon, insan doğasını Hobbes gibi tamamen siyah renklerle resmetse de, ruhu üç parçaya bölünmüş gördü. Bunlar, ruh, iştah ve us idi. Platon’un da insan doğasının kötülüğü için önerdiği çare, Hobbes’da olduğu gibi, tüm yurttaşların otoriter bir siyasal yönetime boyun eğmesini gerektirmekteydi.

Psikanalist Otto Rank, hastalarıyla geçirdiği bir süreden sonra notlarına şunları kaydetmiş: İnsan doğası kötüdür; insan olmak zalim, ucuz, bayağı, kıskanç, mal düşkünü, tembel, sömürücü olmaktır; sevgi ve görünüşte başkaları için kendini feda etmek, gerçekte kişinin iyi biriymiş gibi görünme hilesinin biçimleridir.

Freud ise insanda iki ana içgüdü saptadı: Aşk ve ölüm.

Sigmund Freud

Ölüm içgüdüsü saldırganlık ve yıkıcılık biçiminde dünyaya döner. Freud, “saldırgan eğilim, insanda doğuştan bağımsız, içgüdüsel bir yatkınlıktır:…..her bir kişi tüm diğerlerine ve diğerleri de ona düşmandır” şeklindeki bakış açısını benimsedi.

Yine çağdaş psikanalistlere göre, savaş, suç, sadizm ve yıkıcı davranışın diğer biçimleri, insansı atalarımızdan miras aldığımız, içimizde gömülü bir mekanizmanın dışavurumudur. İnsanlar hayvan saldırganlığının bütün bir kısmını kalıtım yoluyla miras almışlardır.

Ekonomik bir bakış açısına göre, Adam Smith’in “tüm insanlarda bir kar güdüsü vardır” şeklindeki iddiası etkili olmuştur. Onun bu fikrini, insan rekabetçiliğinin, içinde en güçlü ve en iyi uyum gösterenin hayatta kalabileceğini savunan Sosyal Darwinizm kuramı desteklemiştir.

Modern psikolojiye göre, saldırganlığın ve rekabetçiliğin doğuştan güdüler olduğu kuşkuludur. Saldırgan davranış, çoğu zaman tehdide ya da yoksun bırakılmaya karşı bir tepkidir. Eğer bu doğruysa tehdit edici ve hayal kırıklığına uğratıcı durumlar ortadan kaldırılırsa, insan saldırganlığı azaltılabilir.

Toplumbilimciler, insan kişiliğinin ve davranışının içinde geliştiği çevresel koşulların, insanların ne olduklarını ve ne yaptıklarını anlamada yaşamsal bir önem taşıdığını söylerler.

Örneğin, Peter Berger’e göre bir kişi hangi rolü oynarsa o olur; bir insanı oynadığı rol şekillendirir; bireye kişiliğini veren toplumun edimleridir. Toplum önce bizi kişi yapar, sonra da belli davranış, tutum ve inanç tiplerine göre kalıba sokar. Bu görüşe göre insan doğası toplumsal doğadır.

Yapılan bir araştırmada, insanların çoğunluğu, insan doğasının gelecekte bir savaşı kaçınılmaz kılacak bir yapıda olduğuna inandıklarını gösterdi. Doğru ya da yanlış, bu inanç kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet olabilir. Ya da bu öngörülen savaş sinsice ilerleyen, ekonomik ve teknolojik savaşlar olarak zaten devam ediyordur. Öte yandan sosyal medyada insanların birbirlerine nefret söylemleri ve saldırganlıkları bu savaşın başka bir boyutu olabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir